Love
Mailime bakarken bi anda yan tarafta duran ve benim normalde görmediğim ‘Bekarım ve rahatım’, ‘İnsan ilişkilerinde iyi misiniz?’, ‘Yaz düğünlerinde ne giymeli?’ gibi bi sürü ‘haber’ başlığı gördüm ve ilk defa ne olduğunu hiç bilmediğim bi nedenden dolayı birine tıkladım. Sonuçta kadın ve erkekleri genellemeye bayılan bi sürü makale okudum ki çoğu bilim adamları ve teorileri tarafından desteklenmiş. Önce ruhsal hastalıklarda vücutta meydana gelen bazı değişikliklerin aşık olunduğunda da meydana geldiğini okudum ki hepimizin ‘ruh hastası’ olmak için çabalamakta olduğu gerçeği baya rahatsız ediciydi. Aynı yazıda aşıkken başkasının iyiliği için kaygı duymanın egoyu erittiği ve bu yüzden aşkın içgüdülerimize aykırı olduğu yazılıydı. Sonuç itibariyle aşkın doğayla uyumsuz ve zararlı olduğu fikri ortaya çıktı. ‘Prens Kurbağaya dönerse..’ başlıklı yazıda ise erkeklerin ilişkinin başında kadınlarla daha ilgili olmalarının nedeni ‘genlerini yeni kuşağa aktarabilmek için dişiyi kazanmak’ olarak açıklanmıştı ve kurbağaya dönüşen erkekleri koltuktan kaldırmak için ‘üç harekete geçirme taktiği’ öneriliyordu. İlk yazıda aşk doğaya aykırı ama ikincide doğanın bi kuralı. İlk okuduğumda biyolojik bi motivasyon olan aşkı ‘gerçek’ zanneden ve kurbağayı koltuktan kaldırma zorlu görevini üstlenen kadınlar için çok üzüldüm. Sonra aşık olduğunu zanneden ama aslında türün iradesi için bilinçsizce hareket eden ‘ruh hastası’ olmuş erkeklere de üzüldüm. Aslında daha bi sürü ‘teoriyle’ desteklenen yazı okudum ama sonuçta bilimin aşka karıştığında ortaya çıkan zavallı erkek ve kadın rollerini pek mutluluk verici bulmadım. Sanırım bu yüzden ‘I love you. What else can I say?’ diyip bırakmak en iyisi..
