story

October 31, 2006

Vertigo

Filed under: Uncategorized

I’ve never wanted to fly

But I’ve always liked the idea of having wings

And someday if my feet don’t touch the ground, I don’t want it to happen because I am hollow like an empty bag

Or I don’t want to weigh tons and need an opposite reaction to be lifted

And everybody knows there is something wrong with planes

I’ve never wanted to fly anyway, but I am amazed like everybody else

Because both darkness and light fall from the skies..

October 25, 2006

Nobel ödülü

Filed under: Uncategorized

I don’t want art that creates hate or love.. I want it to set me free..

Henüz kimsenin iyi bişey dediğini duymadım. İçlerinden kaç kişi gerçekten okudu bilmiorum.. Ben sadece ‘Kar’ı okudum ve sadece kelimelere ve cümlelere ve hepsinin birleşimine bakarak çok başarılı olduğunu söyleyebilirim. Fakat, bir roman sadece kelimeler ve cümleler ve onların birleşimi diil. Ayrıca özellikle verilen düşünceler ve istenilmeden verilen düşüncelerle dolu. Bunların ne kadarı politik ne kadarı diil anlamak zor. Sonuçta politika hayatımız.. Bana kalırsa edebiyatın amacı hayatımızı yansıtmak ama politikayı olabildiğince eleyerek ki bu hiç kolay diil. Politik düşüncelere yer vermeden kelimeler, cümleler yazmak gerçekten zor ama denenebilir.. Politik oyun diye birşey yok, politika zaten oyun..

‘’You talk to me of nationality, language, religion. I shall try to fly by those nets.'’ James Joyce

October 24, 2006

disko bowling!

Filed under: Uncategorized

Ne yazık ki ‘Silent Hill’ adlı iğrenç filme gitmiş bulundum. O kadar sinemaya gitmek istiodum ki hangi film olsa razıydım. Ama ‘be careful what you wish for!’ bu gece için de geçerliydi. Can ve Lale filmi sakince izlerken, Başak ve ben çığlıklar içinde birbirimizin ellerini tutuoduk. Hatta bi ara kafa kafaya çarpıştık ama dileğim gerçekleşmedi ve bayılmadık!! Gece her ne kadar korkunç bitse de, aslında gayet güzel başlamıştı. Akşam ne yapsak diye düşünürken Lale’den bowling fikri çıktı. Sonuncu olmama rağmen baya eğlendim, özellikle ışıkların söndüğü ve bir şarkı boyunca strike yapana içki ısmarlanan kısımda. Ki ben onun adını ‘disko bowling’ koydum.. Bayramın ikinci günü işte böyle geçti. İyi başladı, korkunç bitti ama neyi hatırlamak istediğimizi kendimiz seçtiğimiz sürece sorun yok..

October 23, 2006

Atik-Valde’den İnen Sokakta

Filed under: Uncategorized

Babannemlerde yenen bayram yemeği sırasında babannem Yahya Kemal’in kitabını getirdi, 34. sayfayı okusana dedi. Ve işte benim için ramazan’ın özeti:

Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz

Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı

Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı.

Bir tek düşünce teselli oldu bu derdime:

Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:

‘Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;

Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.’

Yahya Kemal

October 21, 2006

Hey Mr. DJ put a record on I wanna dance with my baby:)

Filed under: Uncategorized

Bugün cumartesi. hatta artık pazar oldu. tabi ki dışarda gidecek bir yer olmadığı için evdeydik. İlker’in getirdiği ‘football factory’ saolsun londra günlerini hatırladık. Sonra da Live 8 izledik. Madonna tabi ki harikaydı ve bana 4 yaşındayken ilk defa kaset almaya gidişimi hatırlattı! Anneme ingilizce kaset almak istediğimi söylemiştim, o da beni Kuğulu Pasajındaki ‘kasetçi’ye götürmüştü. En iyi hatırladığım şey çok utandığımdı, hangi kaseti almak istediğimi sorduklarında cevap verememiştim çünkü hiçbir fikrim yoktu! O zamanlar bana baya yüksek görünen bi tabureye oturttular beni ve sırayla müzik dinletmeye başladılar. Hiçbirini beğenmedim ta ki Madonna’yı duyana kadar! İçimden ‘işte bu!’ diye bağırmama rağmen sadece ‘Bu olur.’ dedim ve ilk kasetime kavuştum! Hala Madonna’yı duyduğumda aynı şeyi hissediorum galiba!

Bu yazının ‘Tribute to Madonna’ olmasını hiç beklemiodum ama oldu işte.. Memo’nun deyişiyle ‘işte blogun güzelliği’!

October 19, 2006

perşembe

Filed under: Uncategorized

Bugün Ceyda’yla herzamanki gibi D&R’daydık. İngilizce kitapların olduğu bölümde geçirdiğimiz 1 saat sonunda Ceyda beni Margaret Atwood’la tanıştırdı! Karmaşık birşeyi basit bir şekilde yazsın bana yazar, gerisini ben düşünürüm dediğim anda kitabın arkasını okudum: ‘You have good bones, they used to say, and I paid no attention. What did I care about good bones, then? I was more concerned with what was covering them. With lust and pimples. The bones were backdrop.’ Beş cümle sonunda aradığım şeyi bulduğuma karar verdim! ‘4 alın 3 ödeyin’ kampanyasından yararlanarak Atwood’un 3 kitabını aldım. (4. Coetzee tabi ki!) Yeniden hayata gelen bir yarasının Bram Stoker’ın Draculayı aslında yanlış anlamış olduğunu anlatmasından daha yaratıcı ne olabilir?:)

Yarasalı bölümü okuyup herzamanki yüksek sesli kahkalarımdan birini attım ve Ceyda söylemeseydi gülerken hep başımı geriye attığımı farketmicektim! Ceyda’nın deyişiyle ‘wicked laugh’! ya da Coupling’deki ‘head laugh’!

Ceyda’yla 2 sene öncesini düşündük. Victoria Station, Londra, Brighton,…. Gideli 2 sene oldu, döneli 1! Nerdeydik, şimdi nerdeyiz. Başa geri döndük. Hep hayalimizdi gitmek, yalnız yaşamak. Gittik, yalnız kaldık, ve bitti!  Gün sonunda, Atwood ve wicked laugh’ımla tanıştıktan ve hayalimi yaşayıp bitirdiğimi hatırladıktan sonra eve döndüm. İnanılmaz ama bir gün daha geçti.. Ankara’da..

October 16, 2006

story

Filed under: Uncategorized

You begin, develop and come to an end. You have a past, present and future. Or so does the stories you read say. This story takes place in the present that is rotting while the future is always and never fresh.. Without snapshots and words that were written in the past, I have nothing..

When you turn your life into a story and believe in it and tell it, this weight of sins and guilt and happiness are the creator’s, not yours..






















Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Naoko M